Bir DüŞ _ Bir GüLüŞ _ Bir DüŞüNüŞ ...

Tanım

Müzik, özellikle de türkü tutkunu... Okumak, düş kurmak, gülümsemek ve düşünmek gibi alışkanlıkları ve "sevgi" saplantısı var ... İnsanları, hayvanları; özellikle çiçekleri, çocukları ve SU'yu çok sever... Doğaya tutkun, yeşile düşkün, dağlara aşık bir mavilik vurgunu... Mu Uygarlığı'ndan beri gerçek bir yurtsever ... Barışçı, savaşa, zulme ve sömürüye alabildiğine karşı. Sevgi'nin sonsuz gücüne, aşk'ın ölümsüzlüğüne bütün içtenliğiyle inanmış bir yürek!.. Çalışmak, üretmek ve üretilen değerleri paylaşmak için çabalıyor... Her zaman arayıp açılabileceğiniz, paylaşımda bulunabileceğiniz bir dost. Sizin gibi, içinizden...


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* Arkadaşlarım
* aydın
* denizli
* kütahya
* mardin
* metem
* gncdenizli
* HaBeR20
* Denizlili
* AltınBilgiDershanesi
* DOÇEV
* GeLişimDershanesi
* Sinop
* Balca
* Sanatsal
* BirizBiz
* Yeşiller
* Gençbilim
* Nazilli'm
* KaracasuMeM
* Karahayıt
* YıldızÇini
* ErtanDoğan
* Buldan
* CanDündar
* ÜçNokta
* İzEdebiyat
* EkoPak

Kategoriler

  • Ataturk ve Ataturkculuk
  • baris
  • ders veren oykuler
  • doga ve cevre
  • efsane
  • egitim
  • gulmece
  • masal
  • oyku
  • ozlu sozler
  • sevgi ve dostluk
  • siir
  • toplum ve dusunce
  • toplum ve dusunce

  • OKUMANIN YAŞAMIMIZDAKİ ÖNEMİ


     

    "Beyninde düşünce kıvılcımının parladığı andan beri insan, düşündüğünü ve duyduğunu türlü biçimlerde, eline ne geçtiyse, onlara geçirmekten kendini alamamıştır." diyor Suut Kemal YETKİN.

     

    Gerçekten de, insanoğlu duygu ve düşüncelerini, yaptıklarını, yapmak istediklerini değişik biçimlerde, özellikle de yazarak ve okuyarak değerlendirmeseydi bugünkü uygarlık düzeyine ulaşılabilir miydi?

     

    Okumadan, mevcut bilgi ve kültür birikiminden ne kadar haberdar olabilirdik? Her ne kadar günümüzde teknolojik gelişmeler sayesinde pek çok şeyi kolayca öğreniyorsak da, bunların, okumanın yerini tutmayacağı bir gerçektir. Çünkü okumak, bilgi ve kültür birikimi kazandırmakla kalmaz; kendimizi tanımamızı, duygularımızı zenginleştirmemizi, düşünce dünyamızı genişletmemizi sağlar. Kısaca okumak, bilgi ve kültürümüzü toplum yararına nasıl kullanacağımızı da bize öğretir.

     

    Bakın bir İngiliz yazar kitaplar hakkında ne diyor:

     

    "Kitaplar bize bilgi veren hocalar... Onlara yaklaşırsanız uyumadıklarını görürsünüz. Soru sorarsanız sizden bir şey gizlemezler. Eğer bir şey bilmezseniz sizinle alay etmezler."

     

    Bir başka yazar ise:

     

    "En iyi arkadaşlarım kitaplarımdır. Onların bulunduğu yerde istediğim kadar eğlenmeme müsade ediniz. Orası benim için bir hükümdar sarayı, her istediğim saatte dünyanın bütün sanatkârları, filozofları ve ilim adamlarıyla konuşabildiğim bir yerdir. Bazen de krallar ve imparatorlar ile konuşurum (...) Boş ve değersiz bir servet kazanmak için, beni bu endişesiz zevkten ayırmak mümkün müdür? Asla!.. Sizin bütün düşünceniz para toplamak, benimki de okumak ve bilgilerimi arttırmak olsun."

     

    Okuma eylemi, sözcükleri tanıma, ayırma, algılama ve kavramadan meydana gelir. Düzgün konuşma ve yazma, okumakla gelişir. Sürekli okuyan insanlar, okuduklarını başkalarıyla paylaşmak, anlatmak ve tartışmak ihtiyacı hissederler.

     

    Başarılı ve etkili konuşmak için okumak şarttır. Eksik bilgiler ve yetersiz sözcük kadrosuyla etkili bir konuşma yapmak mümkün değildir. Okuyan, dolayısıyla bilgi ve birikim sahibi olan insan etkili konuşma alışkanlığı kazanır. Başarılı yazarlar aynı zamanda iyi birer okuyucudurlar.

     

    Okuyan kişi zamanla, sözcükleri yerinde kullanmayı, tümce yapılarını, yazım kurallarını ve noktalama işaretlerini öğrenir. Başta, okuduklarını taklit ederek yazma alışkanlığı kazanır.  Daha sonra duygu ve düşüncelerini doğru, güzel ve etkili bir biçimde ifade ederek yazma yeteneğini geliştirir. Bu da daha çok okumak ve yazma denemeleri yapmakla mümkündür.

     

    İnsan, hayatı boyunca pek çok güçlükle karşılaşır. Zaman zaman zorluklar karşısında çaresiz kaldığını, yenik düştüğünü hisseder. Gelişmiş, kıvrak bir zihne sahip olanlar, hayatın güçlüklerini kolayca yenebilirler. Çünkü onlar hayat karşısında bilgisiz değildirler. Okuduklarıyla, mevcut bilgilerine hergün yenilerini eklemişlerdir; zihinleri çalışmaya alışkındır. Okuyan bir insanın zihni bir sporcunun bedeni gibi antrenmanlı ve gelişmiştir.

     

    Seçmeksizin okumanın fazla bir yararı yoktur. Okuduğumuz eserlerden yararlanmak için, değerli olanlarını seçmek zorundayız. Değerli eserleri okumanın yararlarından biri, kişinin sözcük dağarcığını geliştirmesidir. Başarılı yazarlar, dili iyi kullanan ve dilin olanaklarından en iyi şekilde yararlanan yazarlardır. Bu tür yazarları okumak, sözcük hazinemizin zenginleşmesine yardımcı olur.

     

    Mesut MUTLU, Türkçe Öğretmeni


    Tarih: , 15/10/2008
    Yorum (0) | Bağlantı

    Terkib-i Bend

     

     

    Yükselmek, iyi bir mevkiye gelmek için
    dostlarını çekiştirmek yeni çıktı,
    önceleri bu beceriksizliği bilmezdik,
    bu da yeni çıktı


    Hırsızlık çoğalıp sadakat sözü moda haline geldi,

    namusu bitirdik, hamiyet yeni çıktı


    Düşmanlara dostları yermek bir incelik oldu;

    başkalarına gönül dostlarından şikayet yeni çıktı


    Sâdık kişileri aşağılama, reddetme benimsenir oldu;

    hırsızlara ikram ve yardım yeni çıktı


    Her ne kadar doğruyu söyleyenler de

    önceleri nefretle karşılanmışsa da
    ancak hainlere uyma yeni çıktı


    Bütün düzenlemeler bazı kâğıtlar ile ilan olunur,

    söz ile halkın refaha eriştirilmesi ise yeni çıktı


    Güçsüz olanın en belirgin hakkı saklı tutulur,

    himaye görenleri her yerde korumak yeni çıktı


    Gayretli kişiler taassubla suçlanırken

    dinsizlere özgü derin düşünce yeni çıktı


    Devletin yükselmesine engel olan İslamiyet imiş,

    önceleri yoktu,
    bu rivayet yeni çıktı


    Her işimizde millî benliğimizi unutarak

    Batı düşüncesine körü körüne bağlılık yeni çıktı 


    Eyvah bu oyunda bizler yine yandık,

    çünkü zarar ortada bu konuda
    bilmem biz ne kazandık

     

     
     

    Ziya Paşa

     

     

     

     


    Tarih: , 8/10/2008 Kategori: siir
    Yorum (0) | Bağlantı

    GERÇEK MUTLULUK



    O, yoksul bir taşçıydı. Her gün kayaları parçalıyordu. İşi çok ağırdı; ama çok az aylık alıyordu. Bu yüzden hayatından hiç memnun değildi.

     

    " Ben başkalarından daha çok çalışıyorum!" diye düşünüyordu. " Benim işim onlarınkinden ağır ve ben onlardan daha az kazanıyorum. Zengin olmak istiyorum. Biraz dinlenirim ve güzel elbiselerim olur." O anda gökten bir melek indi. Ona, "Zengin olacaksın, güzel elbiselerin olacak." dedi. Taşçı hemen zengin oluverdi.

    Artık onun da güzel elbiseleri vardı ve bir iş yapmak zorunda da değildi. Günün birinde kral, onu sarayına davet etti. Sarayın güzelliğine hayran oldu. Kral ondan daha zengindi. Bu yüzden üzüldü. "Ben de kral olmak istiyorum." dedi. Gökten bir melek geldi ve onu kral yaptı.

    Şimdi bütün gün hiç çalışmıyordu. Çok sıcak bir gündü. Güneş ışınlarını saçıyor, yeryüzü yanıyor mu yanıyordu. Kral kızdı; güneş ondan nasıl güçlü olurdu ki? Yaşamı yine sevmez olmuştu. "Güneş olmak istiyorum!" dedi. Melek onu bu kez de güneş yaptı. Şimdi güneş, ışınlarını saçıyor ve dünyada her şey yanıyordu. Ama bir bulut geldi, dünyayla onun arasına girdi. Işınları artık dünyaya ulaşmıyordu. Güneş kızdı; "Bu nedir böyle? Ben buluta hiçbir şey yapamıyorum. Ondan daha kuvvetli olmak istiyorum." deyince melek onu bu kez bulut yaptı.

    Az sonra bulut, yağmura dönüştü. Yağmurlar toprağa, oradan nehirlere ulaştı. Nehirlerin suları çoğaldıkça çoğaldı. Evleri, tarlaları seller bastı. İnsanlar hayvanlar, tarlalar perişan oldu. Ama sular, kayalara hiç bir şey yapamıyordu. Bulut öfkelendi. "Bu kadar çok su nasıl olurda kayaları aşamaz. Kaya olmak istiyorum." Melek hemen geldi ve onu kaya yaptı.

    Artık güneşten ve buluttan daha güçlüydü. Aradan çok zaman geçmedi. Elinde balyozla bir adam çıkageldi ve ondan parçalar koparmaya başladı. "Bu da nesi?" dedi kaya. "Ben bu adamdan zayıfım."

    Sonra birden anladı kuvvetin kaynağının mutluluk olduğunu ve pişmanlıkla haykırdı: "İnsan olmak istiyorum!" Melek onun bu dileğini de yerine getirdi.

    Kaya insana dönüştü. Şimdi o adam yine kayalardan taşlar koparıyor. İşi ağır ve aylığı az; ama yaşamı seviyor ve mutlu.




    Tarih: , 6/10/2008 Kategori: ders veren oykuler
    Yorum (0) | Bağlantı

    BİR SEVDADIR YAŞAMAK

     

     

    İnanıyorum ben kendime,

    ve sevdam terk etmiyor beni;

    Yürüyorum aklım ve duygularımla,

    değiştireceğim yazgımı,

    atacağım iyi adımlarla.

     

    En güzel dünyaları,

    kendi ellerimle kuracağım.

    Hiçbir engelden yılmadan

               geleceğime varacağım.

    Yenileneceğim sürekli ve

           umutlu başlangıçların insanı olacağım.

     

    Büyüttükçe düşlerimi,

    katık yapacağım bilimi;

    Göz yaşlarıma banıp yiyeceğim

    yeri geldikçe ekmeğimi.

    Geri itip akıl dışılığı,

    güzele ve iyiye koşacağım.

    Yitirmeden kendime güvenimi

    koruyacağım öğrenme sevincimi;

    Ve kendim yazacağım kendi tarihimi.

     

    Söküp atacağım beynimden

    ölü kuşakların geleneğini.

    İnat edeceğim mücadelemde ve inancımda.

    Hiç elimden düşmeyecek bağlamam,

    ve türkü söyleyeceğim doyasıya.

     

    Okumak ve öğrenmek işimin esası,

    İstemiyorum tembelliğin beni cahilleştirmesini,

    Hep kaynağından içeceğim bilgileri.

    Sorunlarım ve sorularımla

    duymaktayım gelişme gereğini.

     

    Merakım ve itirazım olacak hayata dair,

    öğrenme isteği de sevincim.

    Zor işlerin harcı olmak kavgam,

    ve sözünün eri olmak,

    güzele ulaşmaktır sevdam.

     

     

    İbrahim SARIOĞLU

     

     


    Tarih: , 26/9/2008 Kategori: siir
    Yorum (2) | Bağlantı

    BİLGELİK

     


    Antik bir Hint masalı vardır; çok eski ama büyük bir öneme sahip ders veren bir öyküdür.

    Çok büyük ama aptal bir kral sert zeminin ayağını acıttığını söyleyip, tüm krallığın sığır derisiyle kaplanmasını emretmiş.

    Ancak sarayın soytarısı bu fikre kahkahalarla gülmüş; o bilge bir adammış.

    Demiş ki:

    "Kralın fikri en basitinden komik."

    Kral çok kızmış ve soytarıya demiş ki:

    "Bana daha iyi bir seçenek göster, yoksa öldürüleceksin."

    Soytarı:

    "Efendim küçük bir sığır derisi parçasını kesip ayağınızı kaplayın." demiş.

    Ve ayakkabılar bu şekilde doğmuş.

    Bütün dünyayı sığır derisiyle kaplamaya gerek yok;  sadece ayağını kaplamak tüm dünyayı kaplar.

    Bilgeliğin başlangıcı budur.

    Öykü doğru mudur,  bu önemli değil.  Önemli olan aklımızı uygulanabilir çözümler için kullanmamızdır.






    Tarih: , 25/9/2008 Kategori: ders veren oykuler
    Yorum (1) | Bağlantı

    OYUN BİTER

     

    İş adamı tıraş olurken bir yandan da berberiyle sohbet etmektedir...

    Derken, kapının önünden ağır ağır geçmekte olan paspal bir çocuk görürler. Berber, iş adamının kulağına fısıldar:

    "Bu çocuk var ya, dünyanın en aptal çocuklarından biridir! Bak; dikkat et şimdi..."

    Berber çocuğa seslenir:

    "Ali, buraya gel."

    Bunun üzerine çocuk sakince dükkana girer ve yüzündeki aptalca sırıtmayla berberi selamlar. Berber işadamının kulağına sessizce, "Bak şimdi," diye fısıldar ve bir elinde beş yüz bin, diğer elinde beş milyonluk bir banknot olduğu halde çocuğa sorar:

    "Hangisini istiyorsan alabilirsin?"

    Çocuk dalgın dalgın bir beş yüz bine, bir de beş milyona bakar ve sonunda beş yüz binlik banknotu hızlıca çekerek berberin elinden alır.

    Berber işadamına döner ve gülerek:

    "Gördün mü? Sana söylemiştim." der.

    Tıraş bitince işadamı sokağa çıkar ve az ileride kendi kendine oynayan Ali'yi görür. Yanına giderek, neden beş milyonluk değil de, beş yüz binlik banknotu aldığını sorar. Çocuk hiç de aptalca olmayan bir sırıtmayla yanıt verir :

    "Eğer beş milyonluğu alırsam oyun biter!"

     

     

     


    Tarih: , 18/9/2008 Kategori: gulmece
    Yorum (2) | Bağlantı

    BEN O ÇOCUKLARI SEVDİM



    “Bir ülkenin geleceği o ülke insanlarının göreceği  eğitime bağlıdır.”

                                                                                                               EİNSTEİN

     

    Sevgili  arkadaşlarım,  bu yazımda sizlerle bir  öyküyü paylaşmak istiyorum.
    Ve biliyorum ki; bizim ışığımız bu sırın içinde gizlidir.

        

    Bir profesör, sosyoloji sınıfındaki öğrencilerini  Baltimore şehrinin kenar
    mahallesine göndermiş ve o bölgede yaşayan 200 erkek çocuğun
    durumlarını araştırmalarını  ve her bir çocuğun geleceği hakkında bir
    değerlendirme yapmalarını istemişti.

     

    Araştırma yapan öğrencilerin hemen hepsi bu çocukların  gelecekte hiçbir
    şanslarının olmadığını dile getirmişlerdi.

     

    Bundan tam 25 yıl sonra  bir başka sosyoloji profesörü, araştırmaları
    esnasında bu çalışmayı buldu ve öğrencilerinden bu projeyi sürdürmelerini
    ve aynı çocuklara ne olduğunu araştırmalarını istedi.

     

    Öğrenciler  o bölgeden   taşınan ya da ölen 20 çocuk dışındaki 180
    çocuktan 176’ sının olağanüstü   bir başarı gösterip avukat, doktor,
    ya da iş adamı olduklarını ortaya çıkardılar.

     

    Profesör çok etkilenmişti. Bu konuyu izlemeye karar verdi. Birer yetişkin
    olan o çocukların hepsi o bölgede  yaşadıkları için, her biriyle buluşma
    şansı oldu.

     

    “O koşullarda nasıl bu kadar başarılı oldunuz?” sorusuna verdikleri cevap 
    hep aynıydı.

     

    “Mahalle  okulunda  bir öğretmeniz vardı. Onun sayesinde.”

     

    Profesör, bu öğretmeni çok merak etmişti. Hâlâ hayatta olduğunu
    öğrendiği yaşlı öğretmenin izini bulması çok zor olmadı. Kendisini
    ziyaret etmek için evine kadar gitti. Karşısında yılların  yüzüne eklediği
    kırışıklıklara rağmen  hâlâ dinç  duran bir kadın  buldu. Merakla
    yaşlı kadına bu çocukları kenar mahalleden kurtarıp, başarılı birer insan
    ve yetişkin olarak hayata nasıl kazandırdığını  bunun  sihirli bir formülü
    olup olmadığını sordu.

     

    Yaşlı öğretmenin gözleri parladı ve dudaklarının kenarında bir gülümseme 
    belirdi.

     

    “Çok basit.” dedi. “Ben o çocukları sevdim.”



    Tarih: , 18/9/2008 Kategori: ders veren oykuler
    Yorum (0) | Bağlantı

    YÜREĞİME YILDIZLAR DOLDURUYORUM

             Bir yağmur sonrası güzelliğinde bahar, 

             Ve ay denize düşmüş uzakta. 

     

             Düşünüyorum ölüm ve yaşamak üstüne;

             Yüklü yemiş dalı kollarım,

             Silkeliyor durmadan düşman; 

             Vuruyor prangayı kafamın içine. 

      Yalanlarla sarılmış yanım yörem, 

      En mühim iş yalanı yenmek yüreğimde.  

      Işıklı bir geceye dönüyor akşam,  

      Bir yağmur başlıyor apansız                 

      Zafer şarkıları gibi;                  

      Sıcak ve kardeşçesine gülümseyerek.

      Havada vaatler, 

      Toprakta verilmiş sözler yüklü.   

      Bulutlar bembeyaz                  

      Ve yunmuş yıkanmış gökyüzü. 

     

      En güzel ve en gerçek şey yaşamak; 

      Hayat vaat edilmiş hayallere taşınacak, 

      Yorgun yürüyüşlere umut ve ışık katarak. 

     

      Baharın yaza vurduğu yerde akşam

                                                    ve anılar,   

      Bu akşam yağmurla geliyorlar. 

      Pembe bir kızıllıkta gökyüzü,

      Yaşama sevinci doluyor

      Düşen damlacıklarla avucuma. 

     

      Yağmura gülümsüyorum.  

      Dünya geniş, dünya derin,

      Tıpkı ışıklı bir mavilik gibi uçsuz bucaksız.

      Denizin ve rüzgârın uğultusu kulağımda

      Sesler ışığa, ışık geceye karışıyor. 

     

      Bir sevda türküsü söylüyorum

      O delikanlı, o güzel günlerimi özlüyorum.

      Genç ölümler diyarı ülkemde

      Halâ yaşamaya ayak diriyorum.

      Bahar yaza, ömrüm elliye dayanıyor,

      Sözcükler, kimliklerini bilemediğim seslere

                                                         benziyor.     

           

       Ağlamalarım ayıpsız olsun istiyorum

       Yağmur gibi.

              Yalnızlık çarpmasın yüzüme

              Kalabalıklar içinde bir tokat gibi. 

     

               Sevdamı ve kavgamı düşünüyorum sonra,

               Sınavdayım şimdi,

               Kafam ikinci bir insan gibi duruyor yanımda.

     

     

               Düşünme, anlama ve

                                  sevme hakkım saklı zulamda.

               Gönlüm dopdolu,

               Yıldızların arasından geceye bakıyorum. 

               

        Denizin sonunda bir ışıklı yol,

        Yüreğim kuşatılmış yeşil bir dal,

        Bir şeyler kımıldanıyor toprakta,

        Ve ağaçlar birşeyler konuşuyor durmadan

        Karanlıkta.

     

     

                Yaşamak ve paylaşmak,

                Gelecek güzel günlere inanmakta.

     

                Bir bahar gecesi geçerken önümden

                Sözcüklerle bir yolculuğa çıkıyorum;

                Ay ışığında, gün ışığında,

                Yağmurlarla, mevsimlerle ve

                                                 bütün zamanlarla,  

                Böceklerle, otlarla ve yıldızlarla

                Ve en namuslu insanlarıyla yeryüzünün.

     

                Şefkatli, merhametli ve cesur,

                Yani ölmeye de yaşamaya da hazır.

     

                Bir bahar gecesinden bakıyorum dünyaya,

                Ellerim istekli, dünya güzel,

                Doyamıyor gözlerim ışıklı maviliğe,

                Ölümün gölgesi düşse de yaşamaya.

     

                Karanlığın sesini duymuyorum;

                Bir yerlerde iğdelerin kokusu yayılıyor,

                Işıldayan denize şavkı vuruyor

                Uzaklarda büyük hasretin.

     

                Gecenin önünde durmuşum,

                Geleni ve gelmekte olanı dinliyorum;

                Işık vuruyor yüzüme,

                Ve yüreğime yıldızlar dolduruyorum.

     

                 Olmadığım yerlerde olabiliyorum,

                 Çoğalıyor anılarım bir görüş günü

                                                          sıcaklığında.

     

                 Geldiği gibi gidiyor bahara vurmuş gün

                 Ayaklarının ucuna basarak;

                 Sevinçler büyüyor

                 Ekmeğe, güle, umuda, sevdaya

                 Ve özgürlüğe dair.


                 İbrahim SARIOĞLU

     

     


    Tarih: , 13/9/2008 Kategori: siir
    Yorum (3) | Bağlantı

    Gelecek Ağacına Kuruyoruz Yuvamızı

     

     

    Bugün takvimler, 2007'nin ilk gününü gösteriyor. İlber Ortaylı hocamızın hayatının anlatıldığı kitabın adı aklıma geldi: 'Zaman Kaybolmaz.' Ne kadar güzel ve anlamlı.

    'Eskimeyen bir düşünür', Nietzsche ile 2007'ye başlamayı denesek...

    Yaşadığı 19'uncu yüzyılda 20'nci ve hatta 21'inci yüzyılı sezen, gören ve hisseden, insanlığın gelecekteki akıbetlerini gözler önüne seren, kehanete varan değerlendirmelerle bugün bile bizleri şaşkına çeviren Nietzsche...

    'Toplumlar ve tarih üstü bir filozof', 'bitirilememiş bir düşünür' olan Nietzsche 'güç istenci' demiştir. Aslında O 'otorite bağımlı yaşam biçimine' karşı çıkmıştır. İnsanda var olan gücün açığa çıkmasının peşindedir. Ama bu güç, ötekine baskı kuran, hegemonik bir güç değil, doğadan gelen ve insanı insan yapan güçtür. O, en temelde 'güç istenci' derken, 'hakikat istemi' peşindedir.

    Nietzsche, 'üstün insan' demiş ama yanlış anlaşılmıştır. Oysa 'sıradan insan üstün insandır.'

    Şu söz onun: 'Bir şey gereklidir: İnsanın karakterine bir üslup kazandırması. Bu, büyük ve ender bir sanattır.

    Bir şey daha gereklidir: İnsanın kendisinden memnun olması. Kendisinden gayri memnun olan bir kimse bunun öcünü almaya her zaman hazırdır.'

    Yaşayamayan insanın hınç duygusunun mahkumu olacağı inancındadır.

    Şunu da eklemiştir: 'İnsanın tehlikesi gücünün var olduğu yerdedir.' O halde gücü sahip olacak insanın karakterine vurgu yapmıştır. 'Karakter üslubu' demesi bundandır.

    Özeleştiri ruhu...

    Filozofumuz 'özeleştiri ruhu'na inanır. İnsanın bu özelliği kazanmasının önemine işaret eder.

     

    Şöyle der:

     

    'Şimdi herkes bilir ki itirazlara katlanabilmek kültürün yüksek bir işaretidir. Hatta bazıları bilir ki yüksek insan kendisine karşı olan itirazı arzu eder.'


    Sizce de eleştiriye hoşgörülü olabilmek bilgelik değil midir?

    Nietzsche, insanları yaşama çağırır, bilge bir yaşama. Ama onunki teorik değil, pratik bir arayıştır: 'Yaşamdan beslenen bilgelik' peşindedir.

    Mutluluk ise hedef değildir, ona göre. Tersine kudret duygusu hedeftir. İnsanın ve insanlığın içinde müthiş bir güç kendini deşarj etmek istemektedir. İtirazlara katlanabilmek için insanın güçlü olması, kendisini güçlendirmesi gerekmektedir.

    Güç tanımında şöyle bir zenginlik vardır: 'Daha ince duyu organlarına malik olmak, daha ince beğenisi olmak, doğru ve doğal yemeğe alışırcasına seçkin olana ve her şeyin en iyisine alışmış olmak, güçlü ve cesur bir bedeni olmak.' Sonra da sorar: 'Kim bunları istemez?'

    Çocuklarımız, eserlerimiz bizlerin pusulaları...

    Şöyle diyor Nietzsche:

    'Ancak evlatları olmak insanı sürekli, bağlamlı ve yetenekli kılar, vazgeçebilmesi için. O en iyi terbiyedir. Ana ve babalar çocukları sayesinde terbiye edilenlerdir, her anlamdaki çocukları sayesinde. En manevi anlamda da eserlerimiz ve çocuklarımız hayatımızın gemisine pusula bağlarlar ve bize büyük yönü kazandırırlar.'

    Çünkü O, 'başkalarıyla yaşamaya' inanır, tek başına değil. Çünkü 'değerler, başkaları olmadan yaşanmaz.'

    Onun metinlerinde hep 'yaşamın gözlerinin içine bakabilmenin' vurgusunu görürüz. Nasıl ki bazılarımız insanların gözünün içine bakamazlar. Hayatın gözlerinin içine bakamayan insanlara kızar, Nietzsche.

    O, bizi tekrar tekrar yaşama, yaşamaya çağırır. O, zor bir hayatın, büyük acıların sahibidir. Ama asla hayata lanet okumamıştır. Yaşama daima 'evet' demiştir. Hayata kendimizi tamamen bırakmamızı istemiştir. 'Kendimi yendim' dememizi ister. Hep kendimizi aşmamız için. Aşın kendinizi.

    Bayramınızı ve yeni yılınızı kutlarım. Hepinizin ve her birinizin.

     

    İsmail KÜÇÜKKAYA

     




    Tarih: , 31/8/2008 Kategori: toplum ve dusunce
    Yorum (1) | Bağlantı

    DELİNİN TAVSİYESİ

     

    Bayezid-i Bestamî hazretleri, büyük velilerden. Bir gün tımarhanenin önünden geçiyor. Tımarhane hizmetçisinin tokmakla birşeyler dövdüğünü görüyor:


    -Ne yapıyorsun?


    Hizmetçi:


    -Burası tımarhanedir. Delilere ilâç yapıyorum.


    -Benim hastalığıma da bir ilâç tavsiye eder misin?


    -Hastalığını söyle.


    -Benim hastalığım günah hastalığı... Çok günah işliyorum...


    -Ben günah hastalığından anlamam... Ben delilere ilâç hazırlıyorum...


    Parmaklığının arasından konuşulanları duyan bir deli(!) Bayezid-i Bestamî hazretlerine:


    -Gel dede, gel! Senin hastalığının çaresini ben söyleyeyim, diye seslendi.


    Bayezid-i Bestamî hazretleri, delinin yanına sokularak:


    -Söyle bakalım, benim derdime çare nedir? dedi.


    Deli(!) şu ilâcı tavsiye etti:


    -Tevbe kökü ile istiğfar yaprağını karıştır... Kalb havanında tevhîd tokmağı ile döv, insaf eleğinden geçir, göz yaşıyla yoğur, aşk fırınında pişir... Akşam sabah bol miktarda ye... O zaman göreceksin senin hastalığından eser kalmaz, dedi.


    Bu güzel ilâcı öğrenen Bayezid hazretleri:


    -Hey gidi dünya hey! Demek, seni de deli diye buraya getirmişler, deyip oradan ayrıldı.


    Bu ilâç, halen günah hastası olanlara tavsiye olunmaya değer bir ilâçtır. Yani bu formülün hükmü hâlâ devam etmektedir.

     

     


    Tarih: , 26/8/2008 Kategori: ders veren oykuler
    Yorum (1) | Bağlantı

    <- Son Sayfa | Sonraki Sayfa ->